|
SUSAM SOKAĞI
VE SİHİRLİ ANNEM
Televizyon denilen görsel güç aracının vizyonumuza yeni yeni ve çok
nezih bir temkinle katıldığı dönemde, 80’lerde, çocuk olmanın
keyfini unutamayanlardanım. O zamanlarda varolan yayın sadeliği
ile şimdiki ‘güç bende artık!’ paradigmasını kıyaslamak mümkün
değil elbette. Susam sokağımız vardı bizim severek izlediğimiz.
Şimdi ise “Sihirli Annem” ve bunun türevleri “En İyi Arkadaşım”
vs. isimli diziler var ve belki de küresel düzeyde etkilerini
sürdürmeye devam eden Harry Potter tarzı yaklaşımlar var
çocukların dünyasında. Geçmiş ve bugünle ilgili kıyaslamayı
nostalji tutkunluğu akımı adına değil, şimdiyi değerlendirmek
adına yapma gereği duyuyorum.
Burada ekranlardaki şiddetten, cinselliği ortaya döken
programlardan bahsetmeyi, bunların tekrar tekrar yerilmesini
gereksiz buluyorum. Bu konuda herkesin bir fikri mevcuttur.
Unutulan nokta; çocukların bebekliklerinden itibaren hızlı değişen
uyaranlara maruz kalması. Çocuğu yemek yemediği için televizyonun
sihrini kullanan, televizyonu sanal bakıcı olarak kullanan
annelerin sayısı gün geçtikçe artmakta. 3 yaşındaki bir çocuğu 100
kadar reklam amblemini ezberlediği ve bilinçaltı düzeyde bu
etkilere maruz kaldığı bir yoğunluktan bahsediyoruz. Televizyonun
şimdiki içeriğine bakıp da “bu ne uyaran bombardımanı, bu ne
insafsızlık!” demeden alamıyor insan kendini. 30 kadar özel kanal
ve bu kanallar arasında hıza yetişmeye çalışan insan her evde
görülen ortak insan tipi. Oluşturulan televizyon bağımlılığı, öte
yandan uyaran bağımlılığı haline dönüştüğü için ilerleyen yaşlarda
çocuklarda ve gençlerde gördüğümüz doyumsuzluk problemlerini
beraberinde getiriyor. Temel slogan şu: “sakın kaçırmayın!”
Kaçırmanın anlamı, kaybetmekle eşdeğer olduğundan, insan hep
yetişen ve elde eden olmak zorunda kaldığından, modern insan hep
kazanan olmalı. İzlemediği takdirde kaçırmış ve kaybetmiş olamaya
tahammülü olmamalı. Şimdiki çocuklar bu etkilere maruz kalan gurup
olarak dikkatle incelenme ve anlaşılmayı bekleyen grup olarak
karşımızda…
Bizim “Susam Sokağı”mızda yer alan sade ve erdemli hayat modeli
şimdiki çocukların ekranlarda örneğini göremediği bir model. Edi
ile Büdü arasında yaşanan “zıtlıkların güzel arkadaşlığı”nın hangi
örneğini gösterebilirsiniz bana? Şimdiki çocuklar, en çok rağbet
ettikleri oyuncaklar arasında olan sihirli değnekleri ile tek tip
bir kolay etki arayışı içerisindeler. Çünkü şimdiki iş dünyasında
hakim paradigma olan “etkile ve avucunun içine al”ın çocukça
versiyonu ekranda hayal gücünün son haddinde istismarı olarak
karşımıza çıkmakta. Bu türlü dünya görüşü yüklemelerinin ileride
televizyon medya yoluyla cinsel istismara maruz kalmalarında daha
az tehlikeli olmadığını düşünüyorum.
Çocukların dünyasında algısal sınırlar kalktığında özellikle işlem
öncesi dönemde (okul öncesi dönem), sağlam zeminini kaybeden ahlak
gelişimi biraz şansa kalıyor demektir. Daha gerçekçi bir tabirle
ahlak anlayışı aileden önce çok, dış etkenler tarafından
belirleniyordur. Çocuğun dünyasında ihtiyaç duyduğu otorite
simgesi olan “baba” figürünün evin köpeği figürüyle yer
değiştirdiği bir dizinin (Sihirli Annem) simgesel olarak kargaşa
yaratacağını görmemek mümkün değildir.
Aileler öncelikle kendileri kendi televizyon izleme
alışkanlıklarını gözden geçirirlerse, ve kendileri için yeni
alternatifler üretirlerse çocuklarına faydalı olmaları sürecinin
hızlanacağı umudunu taşıyorum. Çocuklardan ve gençlerden umutlu
olmayı hak eden bir toplumun, gelecek neslin temsilcilerine
kazandırmaları gereken özellikler, seçicilik ve değerlere karşı
duyarlılık olmalıdır. Bu duyarlılığın oluşmasında Susam
Sokağı’ndaki Tahsin Usta, Zeynep Abla gibi ‘biz’den eğiticilere ve
doğruyu öğretici modellere, şimdiki çocukları eğitirken fazlasıyla
ihtiyacımız olduğunu hissediyorum.
----------------------
Ayşe Esma NURİLER
Psikolog
esma@annelik.org
Yazarın Diğer Yazıları:
-Ayşe Esma NURİLER, "TEMEL GÜVEN
DUYGUSU VE GELİŞİMİ"
|