|
Çaba:
Bir işi yapmak, başarmak için sürekli olarak harcanan güç.
Çağ:
1. Zaman parçası, vakit. 2. Başı ve sonu belli olup belli bir
özellik taşıyan zaman parçası, devir. 3. İnsan yaşamının
dönemlerinden her biri.
Çağ:
Zaman, dönem.
Çağa:
1. Küçük çocuk. 2. Kuş yavrusu.
Çağaçan:
Çağına yenilik getiren kişi.
Çağaçan:
Yeni bir çağ başlatan kimse.
Çağaçar:
Yeni bir çağ başlatan kimse.
Çağakan:
Çağ, zaman gibi akan.
Çağan:
Bayram, şenlik.
Çağan:
Bayram, şenlik.
Çağan:
Mutlu gün, bayram.
Çağatay:
1. Tay. 2. Doğu Türklerine verilen ad. 3. Cengiz Han'ın ikinci
oğlu.
Çağatay:
Cengiz Han'ın oğlu.
Çağay:
Çağının özelliklerini taşıyan, çağdaş, çağcıl.
Çağbay:
Çağın zengini.
Çağcan:
Çağdaş olan.
Çağda:
Çağın içinde.
Çağdan:
Çağın içinden.
Çağdaş:
Uygar, medeni.
Çağdaşım:
Aynı çağda yaşadığım.
Çağer:
Çağını yaşayan yiğit.
Çağhan:
Çağına kendini kabul ettirmiş hükümdar.
Çağıl:
1. Çağdaş. 2. Çakıl.
Çağıltı:
Suyun, akarken taşlara, kayalara çarparak çıkardığı ses.
Çağın:
Yıldırım, şimşek.
Çağır:
1. Birinin bir yere gelmesini söyle. 2. Küçük yol. 3. Şıra.
Çağkan:
Kanlı, dinamik, canlı, zinde.
Çağlan:
Bir akarsuyun denize ya da göle döküldüğü yer.
Çağlar:
Şelâle, çağlayan, coşan.
Çağlı:
1. Çağın içinde olan. 2. Güçlü. 3. Namuslu.
Çağman:
Çağdaş kimse.
Çağrı:
1. Çakır gözlü. 2. Mavi hareli göz. 3. Birinin bir yere
gelmesini isteme.
Çağrıbey:
Konuksever bey. Selçuklu Devleti’nin kurucularından.
Çağseven:
Çağını seven.
Çağveren:
Çağa adını veren.
Çaka:
Savaş baltası.
Çakabey:
Orta Anadolu'da Bizanslılarla çarpışarak Türk Beyliği kuran
komutan.
Çakan:
Işık veren, parıldayan.
Çakar:
1. Yıldırım, şimşek. 2. Parlayan, ışık veren.
Çakıl:
Deniz ya da akarsu kıyısındaki yuvarlak küçük taşlar.
Çakım/Çakın:
Işın, şimşek.
Parıltı.
Çakır:
1. Bir avcı kuş. 2. Ela gözlü kimse.
Çakırbey:
Saygın. Alpaslan’nın babası.
Çakırca:
Çakıra benzeyen.
Çakırcan:
Gözleri çakır insan.
Çakırer:
1. Çakır kuşuna benzeyen kimse. 2. Ela gözlü kimse.
Çaklav:
Yiğit.
Çakman:
1. Gayesine ulaşan. 2. Süt mavisi.
Çakmur:
1. Pinti, eli sıkı. 2. Uyur uyanık.
Çalak:
Seri ve atik davranan.
Çalgan:
Taşlık yatağında gürültüyle akan su.
Çalış:
1. Çaba gösterme. 2. Cenk, çarpışma.
Çalkan:
Su birikintisi.
Çalkın:
Alev.
Çambel:
Çamlık yer.
Çamer:
Cam ağacı gibi güzel ve yiğit.
Çandar:
1. Osmanlı İmparatorluğunda 150 yıl devlette söz sahibi olan
ailenin adı. 2. Eskişehir yöresinde bir yer adı.
Çandır:
1. Karışık, melez. 2. Yarım. 3. Mavi gözlü. 4. Bir kuş adı. 5.
İnce, uzun bacaklı.
Çanga:
1. Soylu. 2. Pençe.
Çapan:
1. Tehlikeli. 2. Alkışlama. 3. Yamalı hırka. 4. Tatar, ulak.
Çapar:
Atlı ulak.
Çapın:
Bir yere saldırmak. Çok hızlı koşabilen.
Çarkın:
Kardeş.
Çatlın:
1. Çakmak. 2. Çiy, kırağı.
Çavaş:
Güneşli.
Çavdur:
Ünlü.
Çavga:
1. Bağırma. 2. Bir çeşit karga.
Çavgan:
1. Haber getiren. 2. Yağmur damlacığı. 3. Çok hareketli
delikanlı.
Çavlan:
Çok akışlı, büyük çağlayan.
Çavlı:
Ünlü, şöhreti olan.
Çayan:
1. Akrep, çıyan. 2. Mavi gözlü. 3. Kızak.
Çaydam:
İnce keçe.
Çayhan:
Çayevi.
Çaykara:
Küçük akarsu.
Çaylan:
1. Suyu çekilmiş akarsu yatağı. 2. Verimli insan.
Çaynak:
1. Tırnak, pençe. 2. Eli kolu tutmayan.
Çeber:
1. Becerikli. 2. Açıkgöz.
Çebi:
1. Keçi yavrusu, palaz. 2. Meyve vermiş bağ.
Çelebi:
1. Efendi, görgülü ve ince insan. 2. Okur yazar.
Çelem:
1. Yiğit. 2. Şalgam.
Çelik:
1. Su verilerek sertleştirilen demir. 2. Güçlü irade.
Çelikalp:
Çelik gibi sağlam yiğit.
Çelikcan:
Çelik gibi insan.
Çelikel:
Eli çelik gibi sert insan.
Çeliker:
Çelik gibi sağlam kimse.
Çelikhan:
Güçlü ve kuvvetli hükümdar.
Çelikiz:
İzi güçlü, izlenmesi kolay.
Çeliksu:
Çelik gibi sert su.
Çeri:
Asker, yeniçeri.
Çetin:
1. Güç, yenilmez, sert. 2. Yaman kişi. 3. Çözümü zor olan.
Çetinalp:
Yenilmez gücü, ezilmez iradesiyle savaşan zorlu kahraman.
Çetinay:
İnatçı ama ay kadar zarif kişi.
Çetincan:
Güçlü, zorlu.
Çetinel:
Yenilmez el.
Çetiner:
1. Yiğit er, yenilmez erkek. 2. İnatçı, azimli er.
Çetinok:
Güçlü ok.
Çetinsu:
Güçlü, coşkun akan.
Çevik:
Hareketleri hızlı, canlı.
Çevren:
Gözerimi, ufuk.
Çevrim:
Muhit, çevre, sınır, hat.
Çıdal:
Dayanıklılık.
Çıdam:
Dayanıklılık. Sabır.
Çıdamlı:
Dayanıklı, sabırlı kişi.
Çığıl:
İnsan kalabalığı.
Çığır:
1. Yenilik getirme. 2. Çığın açtığı yol.
Çilen:
1. İnce ince yağan yağmur. 2. Bir dağ yemişi. 3. Sığ yer.
Çiltay:
Çilli tay.
Çınar:
1. Gövdesi kalın, uzun ömürlü, gölgesi koyu ağaç. 2. Kendisinden
güç alınan kimse.
Çınay:
Gerçek Ay.
Çıngı:
Kıvılcım, parça.
Çıray:
İnsan yüzü.
Çoğa:
1. Çocuk, yavru. 2. Vahşi hayvan yavrusu.
Çoğaş:
Güneş.
Çokan:
Dağın en yüksek yeri, doruk.
Çoker:
Çok yiğit.
Çokman:
Gürz. |