-Ç-                 ERKEK İSİMLERİ                 -E-

 

Dadaş: 1. Erkek kardeş. 2. Delikanlı, yiğit kimse. 3. Doğu illerinde seslenme sözü olarak kullanılır.

Dadmend: Adaletli olan.

Dağardı: Dağın arka tarafı.

Dağhan: 1. Dağlara hükmeden. 2. Eski Türklerde dağ tanrısı.

Dağhan: Eski Türk inanışına göre doğa tanrılarından.

Dağtek: Tek dağ.

Dalakay: Beğeni gören.

Dalan: 1. Bir şeyin biçimi. 2. Zariflik. 3. Lobi.

Dalay: 1. Deniz. 2. Dal gibi ince, Ay gibi güzel.

Dalayer: 1. Deniz yiğidi. 2. Dal gibi ince ve Ay gibi güzel kimse.

Dalbay: Koruyucu.

Dalca: Dal gibi narin, naif.

Daldal: Kahraman, cesur kişi.

Dalınç: Güzel bir görünüm ya da düşünce karşısında kendinden geçercesine bir duyguya, esrimeye kapılma, sessiz bir coşkuya dalma.

Dalokay: Çok beğenilen, sevilen.

Dalsar: Saldır ve kuşat.

Dalveren: Bereketli.

Daniş: Bilgi, bilim.

Danişment: Bilgili, bilgin.

Danyal: Kutsal kitapta adı geçen İsrail peygamberi.

Darcan: 1. Sıkıntılı, sabırsız kimse. 2. Serçe büyüklüğünde, boz renkli bir kuş.

Darin: İş başında olmak.

Daryal: Kafkasya'yı kuzeyden güneye bağlayan geçit.

Daver: Doğru, hakkaniyetli hükümdar, yönetici.

Davut: 1. Sevgili. 2. Sesinin güzelliğiyle ünlü İsrail peygamberi ve hükümdarı.

Dayanç: Katlanma gücü, sabır.

Degel: Zeki olan, aklı başında.

Değmer: Seçkin nitelikleri olan.

Dehal: Candan, samimi.

Dehri: Zaman ve dünyayla ilgili, dünyaya ait.

Delal: 1. Sevgide en üstte tutulan. 2. Hoş, sevimli hal, cilve.

Delfin: Yunus balığı. 

Delil: İz, kanıt, emare.

Demir: Birkaç işlemden geçirildikten sonra elde edilen sert ve sağlam bir tür maden.

Demiralp: Demir gibi sağlam yiğit.

Demiray: Demir gibi sağlam ve ay gibi parıldayan.

Demircan: Demir gibi katı yürekli.

Demirel: Güçlü el.

Demirer: Demir gibi sağlam erkek, yiğit.

Demirgüç: Sağlam ve güçlü kimse.

Demirhan: Yakut Türklerinden bazılarının Tanrı saydığı ve dağ başlarında oturduğuna inanılan kutsal ruhlardan biri. Demir gibi güçlü han.

Demirkan: Sağlam ve güçlü kan.

Demirok: Ok gibi hızlı ve demir gibi güçlü ve sağlam.

Demirsu: Demir gibi su.

Demren: Okların ucunda bulunan metal parça.

Deng: Ses, seda, haykırma.

Dengiz: Deniz.

Dengizer: Bahriyeli, deniz eri.

Deniz: 1. Yerkabuğunun çukur yerlerini dolduran, tuzlu su kütlesi. 2. Sınırsız genişlik, çokluk.

Denizalp: Denizler yiğidi.

Denizcan: Deniz gibi engin olan.

Denizel: Eli deniz gibi açık olan.

Denizer: Deniz adamı.

Denizhan: 1. Denizler hükümdarı. 2. Eski Türklerde deniz tanrısı.

Denizman: Deniz adamı.

Denizmen: Denizi seven adam.

Denkel: Uygun el.

Denker: 1. Eşitliği, adaleti seven. 2. Yaşıt, akran. 3. Ölçülü, uyumlu.

Deran: Savunmak, görüş bildirmek.

Deren: 1. Tırmık da denen bir tarım aracı. 2. Ekini biçip toplayan, derleyen.

Derin: 1. Geniş olan, sığ olmayan. 2. Benzerleri arasında sivrilmiş ve ileri durumda olan. 3. Uzun süren. 4. Ağır, yoğun. 5. Anlaşılması, kavranması güç olan. 6. Çok içten gelen. 7. Dip.

Derlen: Derleme işine konu ol, toparlasınlar, toplan.

Derman: 1. Çare, deva, ilaç, önlem. 2. Güç, kuvvet.

Dersim: Zazaca konuşan bir devlet.

Derviş: 1. Bir tarikata girmiş, o tarikatın töre ve yasalarına bağlı kimse. 2. Yoksulluğu, çile çekmeyi benimsemiş kimse. 3. Hoşgörülü, alçakgönüllü kimse.

Dervişhan: Alçakgönüllü, hoşgörülü hükümdar.

Derya: 1. Deniz. 2. Engin bilgili. 3. Çok.

Destan: Tarihsel bir yazı ya da sür.

Devgirtli: Temkinli.

Devin: 1. Hareket, dönüşüm. 2. Emek harcama, çaba göster­me.

Deviner: Emek harcayan yi­ğit.

Devirhan: Camilerde namazdan önce Kurandan devir hati­mi okuyan.

Devlet: 1. Toprak bütünlüğüne dayalı siyasal egemenliği sürdüren hukuksal varlık. 2. Kut. 3. Mutluluk. 4.Tarih.

Devran: 1. Devirler, çağlar. 2. Felek, kader.

Devrim: Önlemli ve temelli değişiklik, inkılâp.

Devrimer: Devrimi yapan er.

Dicle: Türkiye’de doğup Mezopotamya’dan geçip Basra Körfezi’ne dökülen akarsu. 

Dijdar: Kale bekçisi anlamındaki Farsça dizdar sözcüğünün Kürtçedeki karşılığı.

Dikalp: Dikbaşlı yiğit.

Dikbay: İnatçı, dik başlı adam.

Dike: Başı dimdik duran erkek.

Dikeç: Bağ çubuğu dikmek için delik açmaya yarayan demir.

Dikel: Bel denilen tarım aracı.

Dikmen: Doruk, zirve.

Dilaver: Yiğit, cesur kimse.

Dilemre: Gönül aşığı, gönül adamı.

Dilen: Çevirmen, tercüman, mütercim, tercüme eden.

Diler: İsteyen, dilekte bulunan.

Dilercan: Dileyen can.

Dilge: Güzel konuşan.

Dilmaç: Çevirmen, tercüman. 

Dilmaç: Dil ustası, çevirmen, birçok dili bilen.

Dilmen: 1. Birden fazla dil bilen. 2. Güzel konuşan.

Dinç: Güçlü ve sağlıklı.

Dinçalp: Cesur ve sağlıklı yiğit.

Dinçay: Güçlü ve Ay gibi.

Dinçcan: Sağlam ve güçlü.

Dinççağ: İyi, güzel, doğru şeyIeri yapıldığı, yaşandığı zaman.

Dinçel: Güçlü kimse.

Dinçer: Güçlü ve sağlıklı yiğit.

Dinçerk: Çok güçlü, kudretli.

Dinçol: Güçlü ve sağlıklı ol.

Dinçör: Özü sağlam.

Dinçöz: Güçlü, dinç özlü kimse.

Dinçsan: Dinç ve ünlü.

Dinçsav: Sağlam ve kanıtlayıcı söz.

Direm: 1. Bir ağırlık ölçüsü. 2. Tepe gibi yüksek yer. 3. Testi yapmakta kullanılan bir tür killi toprak.

Diren: Tüm zorluklara göğüs germek.

Dirican: Canı sağlıklı ve güçlü.

Dirik: Dirlik düzenlik, huzur, güven ortamı.

Dirim: Yaşama, yaşayış, sağlık.

Dirin: Eski.

Diriner: Yaşlı erkek.

Dirisoy: Soyu diri, canlı ve taze olan.

Dirsehan: Dede Korkut hikâyelerinde çocuğu olmadığından hor görülen bir kahraman.

Dize: Koşuğun her bir satırına verilen ad.

Doğa: 1. Varlıkların ve nesnelerin tümü. 2. Tabiat.

Doğaç: Uzun uzadıya düşünmeksizin doğan güzel düşünce ya da böyle düşünceleri doğuran doğal yeti.

Doğan: 1. Kartalgillerden bir kuş. 2. Oluşma, dünyaya gelme.

Doğanalp: Şahin ve yiğit kimse.

Doğanay: Ay'ın ilk günlerindeki hali.

Doğanbey: Doğan gibi sert ve tuttuğunu koparan er.

Doğancan: Hem doğan gibi canlı hem de sevilen kimse.

Doğaner: Şahin gibi yiğit.

Doğangün: Doğmakta olan, doğan Güneş.

Doğanhan: Doğan gibi yırtıcı bir hükümdar.

Doğansoy: Soyu doğan gibi olan.

Doğantan: Tan gibi doğmuş olan.

Doğu: Güneş'in doğduğu yön.

Doğudan: 1. Doğulu. 2. Güneş'in doğduğu yönden.

Doğuer: Doğu yiğidi.

Doğuhan: Doğunun hükümdarı.

Doğukan: Kanı ve soyu bakımından doğulu olan.

Doğuş: 1. Doğma, dünyaya gelme. 2. Güneş ya da Ay'ın doğuşu.

Doğuştan: Güneşin doğuş anı.

Dolun: 1. Dolgun, dolarak biçimi yuvarlaklaşmış. 2. Ay'ın on dördü.

Dora: Doruk, şahika, en yüksek nokta.

Doru: 1. Gövdesi kızıl ayakları ve yelesi siyah olan at. 2. At donu.

Doruk: 1. Dağın, tepenin en yüksek yeri. 2. Üstün başarı. 3. Tomruk. 4. Gururlu, kendini yüksek gören.

Dorukan: En soylu kanı taşıyan.

Dorukhan: En yüksekteki hükümdar.

Dorukkut: Mutluluğun doruğunda olan.

Dölek: 1. Ağırbaşlı, sakin. 2. Uyanık, dikkatli. 3. Becerikli. 4. Dürüst, mert.

Duman: 1. Yanmakta olan bir maddeden çıkan, içinde katı zerreciklerle buğu bulunan gaz. 2. Havadaki bulanıklık.

Dumlu: Tek fişek atan bir tür tüfek.

Dumrul: Dede Korkut öykülerinde geçen bir ad.

Dundan: Nesil, soy.

Dural: Değişmeden kalan, sakin.

Duran: 1. Hareket etmeyen, yerinde kalan, varlığını sürdüren. 2. Dağ yolu. 3. Dingin, sakin.

Duraner: Bekleyen.

Durcan: "Sen cansın, yaşamalısın" anlamında bir ad.

Durdu: Uzun ömürlü olması istenen çocuklara verilen ad.

Durgun: Hareketli olmayan, sakin.

Durguner: Sakin kimse.

Durgunsu: Dalgalı olmayan, çırpıntısız, çarşaf gibi su.

Durhan: Hüküm süren.

Durkaya: Duran kaya.

Durmuş: Hareket etmemiş olan, sabit duran

Dursun: 1. Son olsun, bitsin. 2. Genellikle son olması istenilen çocuklara verilen ad. 3. Çok yaşa, uzun ömürlü ol.

Durşen: Şen kal.

Duru: 1. Berrak, saf. 2. Armağan, bağış.

Durualp: Temiz ve yiğit kimse.

Durubay: İçi temiz erkek.

Durucan: 1. İçten, sevecen, temiz kişi. 2. Özü saf, berrak.

Duruhan: Kendi gücünden emin olan.

Duruiz: İyi, hayırlı işleri gerçekleştirmek üzere yola çıkan kimsenin izi.

Durukal: Daima saf ve temiz ol anlamında.

Durukan: Kanı saf, berrak, temiz.

Durul: 1. Tortu, dibe çöken. 2. Saflaş, berrak ol.

Durulca: Bulanık, tortulu.

Duruöz: Özü sözü bir, olduğa gibi görünen kimse.

Durusan: Çevresinde iyi ad bırakan, adı temiz olan.

Durusel: 1. Temizlik, saflık, berraklıkla ilgili. 2. Berrak sel.

Durusoy: Temiz ve asil soydan gelen.

Durusu: Katıksız, saf, berrak su.

Duruşah: Kendi gücünden emin olan.

Duruşan: Şanına ve şöhretine rağmen mütevaziliğini sürdüren.

Durutan: Tan vaktinin derin sessizliği.

Durutekin: 1. Temiz ve biricik olan. 2. Temiz şehzade.

Duyal: İçli, duyarlı, duygulu.

Duygu: 1. Duyularla algılama, duyumsama. 2. Önsezi. 3. Kimi şeyleri değerlendirebilme yeteneği.

Duygu: 1. His. 2. Duyulan, hissedilen şey.

Duygun: Duygulu.

Duysal: İçli, duyarlı, duygulu.

Duyu: Algılama yeteneği.

Dülger: İnşaatlarda tahta işlerini yapan.

Dündar: Artçı asker, birliği koruyan asker.

Dürri: İnci gibi parlayan.


A   B   C   Ç   D   E   F   G   H   I   İ   K   L   M     O   Ö     R   S   Ş   T   U   Ü   V   Y   Z

KIZ İSİMLERİ                    ORTAK İSİMLER


Tasarım: EvrenKENT

 
Ana Sayfa  -  Eğitim  -  Gelişim  -  Hamilelik  -  Yazarlar  -  Aktiviteler  -  Linkler  -  Forum
Hakkımızda  -  Üye Girişi  -  Foto Albüm  -  Çocuk Filmleri  -  Bize Ulaşın
 

©Tüm Hakları Saklıdır. 2007. Annelik.org    annelik@annelik.org