|
İbadullah:
1. İnsanlar, Tanrının kulları. 2. Çok.
İber:
Alınan kötü dersler.
İbiş:
1. Kısa boylu, şişman. 2. Orta oyunu ya da kuklada gülünç tip.
İbrahim:
1. Kuran’da ve İncil'de adı geçen peygamber. 2. İnananların babası.
3. Hakların koruyucusu.
İçöz:
İçi, özü olan.
İdemen:
Fikir adamı.
İdris:
Meyvesi hoş kokulu, ağacı güzel bir kiraz türü.
İfrat:
Yardım etme, bir şey verme.
İğdemir:
1. Araba okunun demiri. 2. Dülgerlerin ve heykelcilerin ağaç yontma
aracı.
İhlas:
Temiz, halis sevgi.
İhsan:
1. İyilik etme, iyi davranma. 2. Bağışlama, bağışta bulunma. 3.
Bağışlanan şey, inayet. 4. Karşılık beklemeden yapılan yardım,
iyilik.
İkbal:
1. Şans, talih. İşlerin yolunda gitmesi, mutlu olmak. 2. Arzu,
istek.
İkdam:
İlerleme.
İkönder:
Ülkenin önderi.
İkramullah:
Allah'ın nimeti, hediyesi.
İlalan:
Bir ili, ülkeyi ele geçiren.
İlaslan:
Ülkenin aslanı.
İlaydın:
Ülkenin aydını.
İlbars:
Ülkeyi cesaretle ve çevikle yöneten. 16. yüzyılda Harizm ya da Özbek
Hanlığı Devleti'ni kuran kişi.
İlbaş:
Ülkenin önderi.
İlbay:
Bir ilin, bir obanın yöneticisi.
İlbey:
1. Bir yerin saygın kişisi, sözü geçen, ülkenin beyi. 2. Orhan Gazi
döneminde bir salla Rumeli'ye geçen Türk savaşçılarından.
İlbilge:
Ülkenin, yurdun bilgesi.
İlçi:
Elçi.
İldem:
Pişmanlık duyan.
İldemir:
1. Demir ülkesi. 2. Ülkenin demiri.
İldeniz:
1. İldenizoğulları Devleti'ni kuran Türk büyüğü. 2. Ülke denizi.
İldeş:
Aynı ilden olanlar.
İlgar:
1. Akın. 2. Başı boş atın dört nala koşması. 3. Atlı gruplarıyla
düşmanı vurup bir ülkeyi yağma etme. 4. Çabuk, acele. 5. Eski
Türklerde tören koşulları.
İlgü:
Engel.
İlgün:
El ve gün, bütün ülke, herkes.
İlham:
İçe doğma, esin.
İlhami:
Kalbe doğan şeyle, esinle ilgili.
İlhan:
1. Moğol devlet başkanlarının unvanı. 2. Ülkenin başı, yöneticisi.
İlia:
Aziz.
İlkan:
İran’da devlet kuran bir Türk hükümdarı. Bir ülkenin can damarı.
İlkar:
Kar bölgesi.
İlkay:
Ayın ilk günlerindeki hali, hilâl.
İlke:
1. Her türlü tartışmanın dışında, üstünde sayılan anadüşünce ve
inanış. 2. Temel bilgi, temel kural. 3. Uyulması gerekli davranış
kuralı. 4. Temel köken, ilk neden.
İlker:
İlk doğan erkek, ilkle ilgili.
İlkgün:
Birinci gün, ilk gün.
İlki:
Birincisi.
İlkim:
İlk doğan çocuklara verilen ad.
İlkin:
İlk olarak, ilk başta.
İlkiz:
İlk açıtan iz.
İlknur:
İlk ışık.
İlköz:
Kişinin özünden ilk doğan.
İlksoy:
İlk başlayan soy.
İlkut:
Kutlu ülke, kutlu yurt.
İlkutay:
Kutsal il, ülke.
İlkutlu:
Kutlu olan ülke, başarıyla kutlanacak ülke.
İlon:
Eylül.
İlsavaş:
Ülke için savaş.
İlsavun:
Ülkeyi savun.
İlsev:
Ülkeyi sev.
İlseven:
Ülkeyi seven.
İlsever:
Ülke sever.
İlsu:
Su ülkesi, sulu yer.
İltan:
Ülkenin ışığı.
İltay:
Ülkenin yavrusu, çocuğu.
İlteber:
Eski Türklerde vali, kumandan.
İltekin:
Ülkenin şehzadesi.
İlter:
Yurdunu koruyan ve savunan.
İltüzer:
Ülkeyi düzene sokan, derleyip toparlayan.
İlvan:
Gösteriş, süs, bezek.
İlyas:
Yağmurlara hükmeden peygamber. İsrail peygamberi. Mersin ağacı.
İmbat:
Yazın gündüzleri denizden karaya doğru esen serin mevsim rüzgârına
Ege Bölgesi'nde verilen ad.
İmer:
Zengin, varlıklı.
İmge:
Düşsel olarak tasarlanan ve gerçekleşmesi özlem olarak duyumsanan
şey, düş.
İmran:
1. Evine bağlı. 2. Hz. Meryem'in babası.
İmre:
Dost, arkadaş, ağabey.
İmregün:
Günün en sevileni, en büyüğü.
İmren:
Görülüp beğenilen bir şeyi ya da benzerini edinme ya da yapma
isteği.
İmsel:
İşaret ve belirtiyle ilgili.
İnal:
1. Güvenilir arkadaş, dost. 2. Han, prens. 3. Türk anadan gelen han
kızları.
İnalkut:
1. İnanılır ve uğurlu kimse. 2. Uğurlu şehzade.
İnan:
1. İnanmak işi. 2. Bir kimse ya da bir şeyin doğruluğuna,
büyüklüğüne ve gücüne sarsılmaz bir duygu ile inanma, iman.
İnanç:
1. Tanrı'ya ya da bir düşünceye olan inanma duygusu. 2. Bir şeye
duyulan güven, inan.
İnanır:
İnanan ve güvenen kişi.
İnanöz:
Özüyle inanan kişi.
İnay:
İnsanca.
İncebey:
1. İnce yapılı ve soylu kişi. 2. İncelikli bey, kişi.
İncesu:
Değerli su.
İnsel:
İnden, mağaradan çıkan sel.
İpar:
1. Yüksek dağların kar tutmayan yerlerinde yetişen bir çeşit dikenli
otun güzel kokulu sarımtırak çiçeği. 2. Bu çiçeğin kokusu, misk,
amber.
İrem:
1. Cennet. 2. Nişan tahtası. 3. Bir tür müzik aleti.
İren:
1. Kendini Tanrı'ya adamış, ermiş kimse. 2. Özgür, serbest.
İrez:
Tahıla karışan delice tohumu.
İrfan:
1. Bilme, anlama, kültür. 2. Gerçeğe ulaştırıcı güçlü seziş. Kavrama
gücü.
İrsal:
Gönderme, yollama.
İrşadullah:
Allah'ın uyarısı.
İrşat:
Gerçeği söyleme, uyarma.
İrtek:
Erken doğan, er doğmuş.
İsâ:
1. Tanrının yargılaması. 2. Doğumu milâdi takvim başlangıcı sayılan
peygamber. 3. Dört büyük peygamberden biri, Hıristiyanlığın
kurucusu.
İsfendiyar:
İran mitolojisinden bir hükümdar. Pehlivan.
İshak:
Kutsal kitaplarda adı geçen peygamber. Bilgin olarak tanınan
peygamber.
İskender:
1. İnsanları savunan. 2. Makedonya kralı.
İskit:
M.Ö. 9. yüzyılda Altay Dağları'nın doğusunda yaşadığı sanılan bir
kavim.
İslam:
1. Müslümanlık. 2. Bu dini benimsemiş kimse.
İsmail:
İbrahim peygamberin oğlu, kutsal kitaplarda adı geçen peygamber.
İsmet:
1. Günahsızlık, temizlik, namus. 2. Haramdan çekinme.
İsmihan:
Hükümdar ismi.
İsrafil:
Kıyameti öttüreceği boru ile bildirecek melek.
İstem:
İsteme, istek.
İstemi:
Göktürk Devleti'nin kurucusu Bumin Kağan'ın kardeşi İstemi Han'ın
adından.
İstemihan:
Göktürk Devleti'nin kurucusu Bumin Kağan'ın kardeşi.
İşcan:
Becerikli, çalışkan.
İşçen:
Çok çalışkan, çalışmayı, işi seven.
İşmen:
İş sever, becerikli, çalışkan.
İtki:
İnsanı kendiliğinden eyleme iten, güdü.
İyisan:
İyi tanınan ad.
İzbul:
Gidilecek bir yol bul.
İzgi:
İyi, güzel, doğru, akıllı, zeki.
İzgü:
İyi, güzel, doğru, akıllı, zeki.
İzgütay:
İyi yavru, iyi tay.
İzzet:
1. Büyüklük, yücelik, ululuk. 2. Değer, kıymet. 3. Kuvvet, kudret.
4. Hürmet, saygı.
İzzettin:
Dinin kıymeti, kudreti. |