-Ş-                 ERKEK İSİMLERİ                 -U-

 

Tabip: Doktor, hekim.

Tacal: Üstün ol.

Taceddin: Dinin tacı.

Tacettin: Taca ait.

Taci: Taçla ilgili.

Tacim: Noktalama.

Taçkın: Duygusal coşkunluk. Gurur.

Tagay: Dayı.

Tağalp: Dağ gibi yiğit.

Taha: 1. Geniş arazi. 2. Aşağı Mısır'da bir bölge ve kent. 3. Kuran’ın 120. süresi.

Tahir: Arı, duru, temiz, pak.

Tahsin: 1. Beğenilip alkışlanma. 2. Güzelleştirme, süsleme. 3. Sağlamlaştırma.

Taib: Töbe eden, günahlarından pişmanlık duyan.

Taki: Günahtan kaçınan, dinine bağlı.

Takiyuddin: Allah'tan hakkıyla korkan.

Takvor: Kral, taç giyen kişi.

Talas: 1. Fırtına, kasırga, bora. 2. Can sıkıntısı. 3. Oğuzların 24 boyundan biri.

Talat: 1. Yüz, surat. 2. Güzellik, yüzün güzelliği, aydınlığı.

Talay: 1. Dal gibi ince, Ay gibi güzel. 2. Çok büyük göl, deniz.

Talayer: 1. Dal ve Ay gibi yiğit. 2. Çok yiğit. 3. Deniz eri, denizci.

Talayhan: Dal gibi kağan.

Talaz: Dalga, kasırga, fırtına.

Talha: 1. Zamk ağacı. 2. İslamiyet'i kabul eden ilk on kişiden biri.

Tali: İkincil.

Talip: 1. Arayan, isteyen. 2. Alıcı, müşteri.

Talu: İyi, güzel, seçilmiş, seçkin.

Taluy: 1. Dal gibi ince, Ay gibi güzel. 2. Çok büyük göl, deniz.

Tamalp: Tüm benliğiyle yiğit.

Tamay: Dolunay.

Tamaydın: Her yönüyle aydın olan.

Tamaz: Eski bir Gürcü adı.

Tamer: Nitelikli, saygın kişi. Bütünüyle yiğit, tam yiğit.

Tamerk: Güçlü, kudretli.

Tamkan: Soyuna çekmiş.

Tamkut: Her bakımdan uğurlu, kutsal kişi.

Tan: Güneş doğmadan önceki alacakaranlık, şafak, aydınlık, sabah.

Tanaçan: Şafak gibi açılan, aydınlanan.

Tanaçar: Şafak vaktinde açar.

Tanağar: Şafak vaktinin kızıllığı, ağartısı.

Tanal: 1. Şafağı al. 2. Şafak vaktinin al rengi, tan alı.

Tanalp: 1. Şafak gibi aydınlık ve yiğit. 2. Şafak yiğidi.

Tanaltan: Al renkli şafak.

Tanaltay: Kırmızı tay gibi şafak.

Tanay: Şafak kızıllığının Ay'ı, şafak vaktinin Ay'ı.

Tanaydın: Şafak aydınlığı.

Tanbay: Açık görüşlü kişi.

Tanberk: Şafak gibi aydınlık ve sağlam kimse. Tan gibi yaratıcı.

Tanbey: Şafak beyi, şafak vaktinin beyi.

Tancan: Şafak vakti doğan can. Önü açık.

Tandoğan-Tandoğdu: Şafak vakti doğmuş olan.

Tandoruk: Doruktan yükselen şafak.

Tanel: Şafak gibi güzel elli.

Taner: 1. Şafak gibi aydınlık ve yiğit. 2. Şafak yiğidi.

Tanercan: Şafak gibi güzel ve can yiğit.

Tanerk: 1. Şafak gücü. 2. Güçlü şafak.

Tangör: Şafağın doğuşunu gör.

Tangüç: Şafak gücü.

Tangün: Şafak vaktinin Güneş'i.

Tangüner: Tan Güneş'inin yiğidi.

Tanıl: Herkesçe bilin, ünlen, tanın.

Tanın: Şu ya da bu yolda ün kazan, herkesçe bilin, ünlen.

Tanır: Tanıyan, bilen.

Tanırcan: Tanıyan can kimse.

Tanış: Bilinen kişi, bildik, tanıdık, ahbap.

Tanju: 1. Yücelik, ululuk. 2. Çinlilerin Türk hakanlarına verdiği ünvan, kağan, hakan, hükümdar.

Tankan: Şafak soyundan gelen.

Tankut: Tan vakti kadar güzel ve kutsal bir kişiliğe sahip.

Tankutlu: Uğurlu, kutlu şafak.

Tanla: Şafak vakti.

Tanman: Gizemliliğiyle ve saygınlılığıyla tanınan.

Tanör: Tan vaktinin sessizliğini dinle.

Tanören: Tan vaktinin sessizliğini dinleyen.

Tanpınar: Güzel ve içi içine sığmayan.

Tanrıkul: Tanrının güzel kulu.

Tanrıöver: 1. Güzelliği ve dürüstlüğüyle Tanrı övgüsüne kavuşmuş olan. 2. Tanrıcı.

Tansal-Tansan:: Güzelliğiyle nam salan.

Tansel: Tan vaktinin güzelliğini kendinde yansıtan.

Tanser: Güzelliğin bilinsin.

Tansev: Şafağı, güzelliği seven kimse.

Tanseven: Güzeli seven.

Tansever: Güzeli sever.

Tansı: 1. Şafak gibi, şafağa benzer. 2. Şaşkınlık verecek denli güzel şey, olağanüstü şey, insanları hayran eden ve doğaüstü sayılan olay, mucize.

Tansığ: 1. Şafak gibi, şafağa benzer. 2. Şaşkınlık verecek denli güzel şey, olağanüstü şey, insanları hayran eden ve doğaüstü sayılan olay, mucize.

Tansoy: Şafak gibi güzel soydan kimse.

Tansu-Tansuğ: Şaşkınlık verecek denli güzel şey, olağanüstü şey, insanları hayran eden ve doğaüstü sayılan olay, mucize.

Tansuker: Şaşırtıcı, mucize yaratan yiğit.

Tantürk: Şafak gibi Türk.

Tanuğur: Şafak vaktinin uğuru.

Tanver: Güzelliğin yansısın. Şafak gibi aydınlık say.

Tanyel: Şafak vaktinin yeli. Güzelliğin rüzgâr gibi etkili.

Tanyer: Şafağın doğduğu yer.

Tanyolaç: Aydınlığa giden yolu aç.

Tanyolu: Şafak yolu.

Tanyu: 1. Hakan, kağan, hükümdar. 2. Çinlilerin Türk hakanlarına verdiği unvan.

Tanyualp: Yiğit kağan.

Tanyutekin: Biricik kağan, yiğit şehzade.

Tanyücel: Şafak vakti yüce ol.

Tanyüz: Yüzü şafak gibi güzel.

Tanzer: Güzelliğiyle değer kazanan.

Tapınç: 1. Geniş alan. 2. Kuş ya da balık sürüsü.

Taptuk: Ünlü ermiş Taptuk Emre’nin adından.

Tara: Yıldız.

Taran: Tarla, geniş toprak, geniş yer.

Tarcan: Has dost.

Tardu: 1. Hediye, armağan. 2. Bir unvan.

Targan: Ayrıcalıklı, saygın.

Tarhan: 1. Oğuzlarda demirci ustası. 2. Büyük toprak sahipleri, tüccarlar. 3. Soylu kimse, bey. 4. Han ve komutan ünvanı.

Tarık: 1. Sabah yıldızı, Venüs, Zühre. 2. Yol.

Tarıman: Tarımla uğraşan.

Tarımer: Ekme işiyle uğraşan.

Tarkan: 1. Eskiden bey, vezir gibi kullanılmış bir san. 2. Saygıdeğer kimse. 3. Dağılmış bir durumda olan, karmakarışık, dağınık. 4. Savaşçı.

Taşan: Yükselerek bulunduğu yerin kıyısından aşan, kabına sığmayan.

Taşar: Kabına sığmaz, coşar, coşkun.

Taşcan: Taş gibi sağlıklı kimse.

Taşel: Güçlü el.

Taşer: Güçlü kuvvetli, sağlıklı.

Taşgan: Kaynak, pınar.

Taşhan: Taştan yapılmış han.

Taşkan: Taş gibi sağlam bir kandan gelen.

Taşkın: 1. İçi içine sığmayan, coşkulu. 2. Su baskını.

Taşkınay: Coşmuş Ay.

Taşkıner: Kabına sığmayan yiğit, coşkun yiğit.

Taşkıran: Taş kıracak kadar güçlü.

Taştan: Taş gibi, taştan yapılmış gibi sağlam.

Tav: Işık, güneş, parıltı.

Tavit: Davut Peygamber'in Ermenicedeki karşılığı.

Tavlan: Tavlanmak işi.

Tavlı: Tavlanmış.

Tayanç: 1. Arka, dayanılacak şey. 2. Kayıran, koruyan.

Tayaydın: Aydınlık yüzlü çocuk.

Taybars: Genç ve pars gibi güçlü.

Taycan: Gene ve güçlü kimse, tay canlı.

Taydemir: Demir gibi güçlü genç.

Tayfun: Genellikle okyanuslarda görülen şiddetli fırtına.

Tayfur: Küçük bir kuş cinsi.

Taygan: Eşi benzeri olmayan, eşsiz, biricik.

Taygun: Çocuk, torun.

Tayguner: Genç yiğit.

Taykara: Esmer genç.

Taykut: Genç ve kutlu, uğurlu.

Tayla: 1. Yeni doğmuş tay. 2. Deve yavrusu. 3. Yaramaz.

Taylan: Uzun boylu ve yakışıklı kimse.

Taylaner: Uzun boylu ve yakışıklı yiğit.

Tayman: Genç, deneyimsiz.

Taymaz: Dengesini elden bırakmayan kişi.

Taypars: Atılgan, vahşi, güçlü genç.

Taytimur: Genç demir.

Tayyar: Uçucu, uçan.

Tayyip: 1. İyi, hoş, güzel. 2. Helal, çok temiz.

Tecelli: Görünme, ortaya çıkma.

Tecen: Gururlu.

Tecer: 1. Her şeyden uzaklaşma. 2. Becerikli.

Teceren: Becerikli.

Tecik: Ayağını yorganına göre uzatan.

Tecimen-Tecimer:: 1. Tüccar. 2. Satın alan.

Tedü: Bilge, zeki, anlayışlı, deneyimli.

Tegin: 1. Uyanık. 2. Uslu. 3. Uğurlu.

Tekalp: Biricik, tek yiğit.

Tekant: Biricik, tek yemin.

Tekay: Biricik Ay.

Tekben: Yalnızca ben.

Tekbey: Biricik bey.

Tekcan: Biricik sevgili.

Tekçe: Biricik, bir eşi daha yok.

Teker: Eşi benzeri bulunmayan yiğit.

Tekeş: Biricik eş.

Tekin: 1. İçinde kimse bulunmayan, boş, ıssız yer. 2. İçinde cin, peri gibi doğaüstü varlıklar bulunmadığına inanılan, uğurlu yer. 3. Eski Türklerde babanın taşınmazlarının mirasçısı olan en küçük oğul. 4. Uğurlu. 5. Tek, eşsiz. 6. Uyanık, tetikte.

Tekiz: 1. Bir tek iz. 2. İkiden azız, biriz.

Tekok: Bir ok.

Tekol: Biricik olasın.

Teköz: Özü benzersiz.

Teksoy: Biricik soy.

Tekün: Eşsiz ün, çok ünlü.

Tekünlü: Benzersiz bir ünü olan.

Telim: Kibir, gururlu.

Telimer: Gururlu kimse.

Temaşa: Oyuncu, oyun, gösteri.

Temel: 1. Bir şeyin girişimi için gereken ilk öğeler. 2. En önemli esas. 3. Dayanıklı.

Temir: Demir.

Temirbay: Demir gibi sağlam kimse.

Temircan: Demir gibi sağlam.

Temirhan: Demir gibi güçlü egemen.

Temirkan: Demir gibi bir soydan gelen.

Temren: Batıcı silahların ucundaki sivri demir.

Temuçin: Büyük Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu Cengiz'in asıl adı.

Temür: 1. Demir. 2. Timurlenk, Aksak Timur da denilen ünlü Türk Moğol İmparatoru, Yıldırım Beyazıt'ı tutsak eden kimse.

Tendürek: Yanardağ ağzı.

Tenes: Tenedos'a (bugünkü Bozcaada) adını veren kurucu kahraman.

Tengiz: Deniz.

Teoman: Hun İmparatoru Mete'nin, yani Oğuz Han'ın babası.

Tercan: 1. Genç erkek. 2. Kırmızı buğday.

Terek: Kafkasya'da bir ırmak.

Terem: Bir çeşit oğlak.

Tevfik: 1. Uygun düşme, uyma. 2. Başarma. 3. Allah’ın yardımına ulaşma. 4. Uydurma.

Tevhid: Bir şeyleri bir araya getirme. 2. Allah'ın birliğine inanma.

Teyfik: 1. Başarıya ulaştırma. 2. Uydurma.

Tezalp: Aceleci, tezcanlı yiğit.

Tezcan: Acele eden, tezcanlı.

Tezel: Eli çabuk kimse.

Tezer: Eli çabuk, aceleci yiğit.

Tezeren: Çabuk yetişen.

Tezerol: Çabuk ve becerikli ol.

Tezok: Çabuk giden ok.

Tezol: Elini çabuk tut.

Tınal: Soluk al, yaşamını sürdür.

Tınaz: 1. Ot ya da saman yığını. 2. Ekin yığını, yığın.

Tibet: Çin’in batısında bağımsız bir bölge.

Tilmaç: Çevirmen.

Timuçin: 1. Moğol İmparatoru Cengiz Han’ın asıl adı. 2. Katı, sağlam demir.

Timur: 1. Demir. 2. Timurlenk, Aksak Timur da denilen ünlü Türk Moğol İmparatoru, Yıldırım Beyazıt'ı tutsak eden kimse.

Timurcan: Demir can.

Timurhan: Demir han, sert kağan.

Timurkan: Hükümdar soyundan gelen. Demir kan.

Timuröz: 1. Karakteri demir gibi olan. 2. Sağlam kişilik.

Timurtaş: Demir ve taş gibi sert olan.

Tin: Tepe, zirve, ruh.

Tinkut: Şanslı ve kutsal bir kişiliği olan.

Togan: Doğan, şahin.

Tokal: Erişkin, olgun.

Tokalan: Olgunlaşmış, ergin.

Tokalp: Doygun yiğit, tok yiğit.

Tokay: 1. Dolunay. 2. Dere kıyılarındaki sık çalılık.

Tokcan: Doymuş kimse.

Tokdemir: Sağlam demir.

Tokel: Eli tok.

Toker: Gözü gönlü tok yiğit.

Tokhan: Gözü tok kağan.

Toköz: Özü tok kimse.

Toktamış: 1. Bir yerde yerleşip oturan, sessiz, sakin. 2. Altınordu beylerinden.

Toktaş: Tok gözlü ve taş gibi.

Tokuş: Savaş.

Tolay: 1. Cemaat. 2. Topluluk.

Tolga: Savaşta askerlerin başlarını korumak için giydikleri demir başlık.

Tolgahan: Başlıklı egemen.

Tolgan: Gezinen.

Tolgay: Çevre, etraf.

Tolon: Dolgun, dolun, bedir. Ay'ın on dördü, dolunay.

Tolonay: Dolunay, mehtap.

Tolun: Dolgun, dolun, bedir. Dolunay.

Tolunay: Dolunay, Ay'ın on dördündeki durumu.

Tolunbay: Dolgun ve zengin. Kişiliği oturmuş olan.

Toma: İsa'nın on iki havarisinden biri. İsim günü Paskalya'dan bir sonraki pazar günü kutlanır.

Toman: Yavuz'a yenilerek Mısır'ı Türklere teslim eden Kölemen hükümdarı.

Tonga: Hile, tuzak, dalavere, oyun.

Tongal: 1. Zengin. 2. Yaşlı.

Tongar: 1. Güçlü, büyük. 2. Yaşlı.

Tonguç: 1. İlk çocuk. 2. Çocuk.

Toper: Top gibi etkili ve sağlam erkek.

Toperi: Güçlü, yiğit.

Toprak: 1. Yerkabuğunun, toz durumuna gelmiş türlü doğal kütle kırıntılarıyla, çürümüş organik cisimlerden oluşan ve canlılara yaşama ortamı sağlayan yüzey bölümü. 2. Ekime elverişli arazi, tarla. 3. Su dışı yer, kara. 4. Ülke. 5. Topraktan yapılmış olan.

Topuz: 1. Ucu top gibi bir silah. 2. Kısa boylu. 3. Balyoz.

Tor: 1. Genç, deneyimsiz. 2. Çekingen. 3. Gururlu. 4. Balık ağı.

Toralp: Eğitilmemiş, toy yiğit.

Toraman: Yaşına göre çok serpilip büyümüş, iri, yağlı ve tombul, genç irisi.

Toran: 1. Güçlü, iriyarı. 2. Yiğit.

Torcan: Genç, gururlu dost.

Torel: Genç elli.

Torhan: Utangaç hükümdar.

Torkal: Mütevazı ol.

Torkan: Gururlu, mütevazı ve genç soydan gelen.

Torlak: Çok yakışıklı.

Torumtay: 1. Yırtıcı bir kuş. 2. Deve yavrusu.

Totreş: Nart Destanı'nda geçen mitolojik bir ad.

Toycan: Deneysiz genç, toy kimse, genç insan.

Toyga: Büyük sopa.

Toygan: 1. Kıpçak Türklerince doygun, tok anlamında kullanılır. 2. Doğan kuşu.

Toygar: Çayır kuşu.

Toygar: Tarlakuşu.

Toygun: 1. Genç delikanlı. 2. Çakırdoğan.

Toygun: Çakır doğan.

Toyka: Kalın sopa.

Tozan: 1. Toz tanesi. 2. Tozlu yer. 3. Kar fırtınası.

Tozun: Çok gezinen. Soylu.

Tökel: Çok, fazla.

Tölek: 1. Sakin, ağırbaşlı. 2. Uyanık. 3. Dürüst. 4. Güzel.

Törüm: Yaradılış.

Tözüm: Alçakgönüllü.

Tufan: 1. Nuh Peygamber zamanında yağdığı, günlerce sürdüğü ve bütün dünyayı su altında bıraktığı anlatılan yeğin yağmur. 2. Çok yoğun olarak yağan şiddetli yağmur.

Tugay: Alayla tümen arasında bir askeri birlik.

Tuğ: Sorguç.

Tuğalp: Tuğlu, sorguçlu yiğit.

Tuğbay: Tugay komutanlığı yapan albay.

Tuğer: Tuğlu yiğit.

Tuğlan: Sorguç sahibi ol.

Tuğluk: 1. Bayraklı, sancaklı. 2. Şımarık.

Tuğra: 1. Osmanlı padişahlarının imza yerine kullandıkları, özel bir biçimi olan işaret. 2. Metal paranın resimli yanı, tura.

Tuğrul: 1. Bir tür yırtıcı, alıcı kuş, çakırdoğan. 2. Selçuklu Devletinin kurucusu.

Tuğyan: 1. Taşma, taşkınlık. 2. Azgınlık.

Tulga: Savaşta askerlerin başlarını korumak için giydikleri demir başlık.

Tulgar: İrade, kararlılık.

Tulun: Dolgun, dolun, bedir.

Tulunay: Dolunay.

Tuna: 1. Çok bol. 2. Yavru. 3. Görkemli, gösterişli, havalı. 4. Avrupa’nın Volga’dan sonra en uzun akarsuyu.

Tunacan: Sevgili Tuna, can Tuna.

Tunadan: 1. Tuna Irmağı'ndan. 2. Tuna'dan tutulmuş çocuk.

Tunaer: Tuna lrmağı'nın yiğit kişisi.

Tunak: Mehtaplı gece.

Tunakan: Kendine güvenen bir soydan gelen.

Tunam: Benim olan Tuna, benim Tuna'm.

Tunay: Gece doğan Ay.

Tunaya: Tuna Irmağı’na.

Tunca: Meriç Nehri'nin bir kolu.

Tuncal: Kırmızı renkli tunç.

Tuncalp: Tunç gibi kuvvetli yiğit.

Tuncam: Tunca Irmağım, benim Tunca'm.

Tuncay: 1. Tunçtan yapılmış Ay. 2. Tunç gibi sağlam, Ay gibi güzel.

Tuncel: Tunç gibi güçlü.

Tuncer: Tunç gibi sağlam yiğit.

Tunç: 1. Bakır, çinko, kalay alaşımı, bronz. 2. Sağlamlık. 3. Koyu kızıl renkte olan.

Tunçal: Kızıl hınç, al renkli tunç.

Tunçalp: Tunç gibi yiğit.

Tunçay: 1. Tunçtan yapılmış Ay. 2. Tunç gibi sağlam, Ay gibi güzel.

Tunçel: Tunçtan yapılmış el.

Tunçer: Tunç gibi sağlam yiğit.

Tunçok: Tunçtan yapılmış ok.

Tunga: 1. Alper Tunga adlı söylence yiğidinin adından. 2. Yiğit, güçlü. 3. Kaplan türünden yırtıcı bir hayvan.

Tunguç: "Tonguç" isminin bir başka söyleniş biçimi.

Turaç: Keklik türünden, eti yenen bir av kuşu.

Turaç: Soyu azalmış bir kuş türü.

Tural: Durur, yaşar.

Turalp: Genç yiğit.

Turan: Turancıların dünyadaki bütün Türkleri birleşti­rerek kurmayı amaçladıkları devletin adı.

Turatekin: Koruyan, gözeten yiğit.

Turcan: Genç ve sevilen.

Turfa: Temiz, helal olan.

Turgay: 1. Tarlalarda yuva yapan, boz renkli, küçük, ötücü bir kuş. 2. Çayırkuşu, tarlakuşu, toygar.

Turgut: 1. Oturulacak yer, konut. 2. Ünlü Türk denizcisi Turgut Reis’in adı.

Turgutalp: Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş yıllarında İnegöl kalesini alan yiğit kişi.

Turhan: 1. Onurlu, soylu kişi. 2. Eski Türklerde kağanın huzuruna izin almadan girebilen, vergi vermeyen ayrıcalıklı kişi. 3. Koruyucu kişi, muhafız. 4. Hükümdar soyundan olan.

Turkan: 1. Onurlu, soylu kişi. 2. Eski Türklerde kağanın huzuruna izin almadan girebilen, vergi vermeyen ayrıcalıklı kişi. 3. Koruyucu kişi, muhafız.

Tutku: 1. İstenç ve yargıları aşan güçlü bir coşku. 2. Ölçüyü aşan, güçlü bir istek durumundaki eğilim.

Tuyan: 1. Duyumsayan, duyan. 2. Semiz, şişman. 3. Zengin.

Tuygan: Duyumsayan, duygulu, duyan.

Tuygun: 1. Duyumsayan, duygulu, duyan. 2. Genç, güçlü.

Tuyuğ: Şiir, şarkı, türkü.

Tükel: Eksiği olmayan, tam.

Tülek: 1. Açıkgöz, kurnaz. 2. Efe. 3. Zengin. 4. Saygın. 5. Gururlu.

Tümay: Ay'ın on dördündeki durumu, dolunay.

Tümcan: Her şeyiyle can, bütünüyle can.

Tümce: Bir duyguyu, bir düşünceyi, bir isteği, bir olayı, bir yargıyı bildirmek için tek başına çekimli bir eylem olan ya da özne, tümleç ve yüklem adı verilen öğelerden oluşan sözcük dizisi.

Tümel: Var olan her şeyi kapsayan, bütün varlıkları ve düşünülen şeyleri içine alan.

Tümen: 1. Çok. 2. Küme. 3. Bir askeri birliğin adı.

Tümer: Her şeyiyle yiğit, tüm yiğit. Cesur, kahraman.

Tümerk: Tam güçlü.

Tümhan: Tam bir kağan gibi olan kimse.

Tümkan: Soylu kan, tam kan.

Tümkut: Güçlü ve aziz kişi.

Tünak: Aydınlık gece.

Tünay: Gece doğan Ay.

Tüner: Delikanlı kişi.

Tüney: 1. Güneş alan yer. 2. Güneşin batmasından sonraki zaman.

Türe: Hukukla ilgili işlemlerin tümü, hakka ve hukuka uygunluk.

Türegün: Adaletli gün.

Türehan: Adaletli hükümdar.

Türel: Türeye uygun, türeyle ilgili olan.

Türeli: Adaletli, haktan yana olan.

Türem: Bir kökten çıkma, türeme.

Türemen: Hukukçu.

Türkalp: Yiğit Türk.

Türkay: Ay gibi parlak Türk.

Türkcan: Can Türk, sevgili Türk.

Türkel: Türk ülkesi.

Türker: Yiğit Türk.

Türkiz: Türk'ün açtığı yol.

Türkkan: Türk soylu.

Türkü: 1. Sözleri genellikle halk şiiri biçiminde olan, yazanı ve bes­teleyeni bilinmeyen, halk ezgileriyle oluşmuş bir şarkı türü. 2. Halk şiirinde, hece ölçüsüyle yazılan, bireyin ya da toplumun acılarını, sevinçlerini dile getiren, kendine özgü bir ezgiyle söylenen bir koşuk biçimi.

Tüzel: Hukuki.

Tüzemen: Hukuk adamı.

Tüzmen: Doğru, güvenilir, adaletli.

Tüzün: 1. Düzenlilik, düzgünlük. 2. Doğruluk.

Tüzünalp: Düzgün, doğru yiğit.

Tüzüner: 1. Düzgün, doğru yiğit. 2. Yumuşak huylu, düzenli kimse.