|
Çaba:
Bir işi yapmak, başarmak için sürekli olarak harcanan güç.
Çağ:
1. Zaman parçası, vakit. 2. Başı ve sonu belli olup belli bir
özellik taşıyan zaman parçası, devir. 3. İnsan yaşamının
dönemlerinden her biri.
Çağcıl:
Çağa uygun, çağa yakışan.
Çağdaş:
1. Aynı çağda yaşayan. 2. Yaşanan zamanın koşullarına uygun.
Çağıl:
1. Suyun hafif ve tatlı sesler çıkartarak akması. 2. Çağla ilgili.
3. Çakıl.
Çağıltı:
Suyun, akarken taşlara, kayalara çarparak çıkardığı ses.
Çağın:
1. Çağdaş. 2. Yıldırım, şimşek.
Çağla:
1. Badem, kayısı gibi meyvelerin çiğ hali. 2. Coşkulu olan.
Çağlar:
1. Köpürerek yüksekten düşen su, çağlayan. 2. Coşkulu, canlı.
Çağlasın:
Çağıltılarla akıp gitsin.
Çağlayan:
1. Bir akarsuyun köpürerek döküldüğü yer. 2. Şelale.
Çağnur:
Çağına ışık saçan.
Çağrı:
Birinin bir yere gelmesini isteme.
Çakır:
1. Bir avcı kuş. 2. Ela gözlü kimse.
Çare:
1. Bir engeli aşmak, bir sonuca ulaşmak için tutulması gereken yol,
çözüm yolu. 2. Sağaltım yolu.
Çavlan:
Çok akışlı, büyük çağlayan.
Çavşin:
Mavi gözlü.
Çaylan:
1. Suyu çekilmiş çay, dere yatağı, kumluk yer. 2. Verimli olan
faydalı insan.
Çehre:
1. Yüz. 2. Görünüş.
Çekimli:
Alımlı olan, albenili.
Çelen:
1. Evin saçağı. 2. Tepelerde, kar tutmayan kuytu yer. Bir tür kuş.
Çeleng:
Narin, ince, mükemmel güzellikte.
Çelgin:
1. Yaralanmış hayvan. 2. Güzel, masum.
Çemen:
Maydanozgillerden bir bitki ve bunun tohumu.
Çeşmiahu:
Ahu, ceylan gözlü kadın.
Çeşminaz:
1. Nazlı nazlı bakan. 2. Güzel gözlü sevgili.
Çevren:
Gözerimi, ufuk.
Çıdam:
Sabır, dayanıklılık.
Çığ:
Dağın bir yerinden koparak yuvarlanan ve yuvarlandıkça büyüyen kar
yığını.
Çığıl:
Başa takılan altın.
Çığın:
1. Omuz başı. 2. Çıkın, bohça.
Çığır:
1. Yeni biçim, yol, yöntem, anlayış. 2. Kar üzerinde herhangi bir
şekilde ya da çığın açtığı yol. 3. İz. 4. Keçi yolu.
Çığlık:
Acı acı, ince ve keskin bir biçimde haykırış.
Çınar:
Uzun boylu, kalın dallı, uzun ömürlü bir ağaç. Güçlü kimse.
Çınay:
En parlak ay.
Çınla:
Yankı veren.
Çıray:
İnsan yüzü.
Çıvga:
Yeni sürmüş körpe dal, bitki sürgünü.
Çıvgın:
Rüzgâr dolayısıyla eğri biçimde yağan, rüzgârla ve karla karışık
yağmur.
Çiçek:
Bir bitkinin üreme organlarının yer aldığı güzel kokulu, renkli
kısmı.
Çiçekhatun:
Fatih Sultan Mehmet'in hanımı.
Çiğdem:
Türlü renklerde çiçek açan zambakgillerden bir kır bitkisi.
Çiğil:
Çakıl taşı.
Çilay:
Ayın üzerinde beliren açık renkli lekeler.
Çile:
1. Dervişlerin bir odaya çekilip kırk gün boyunca yeme, içme ve
uykularını azaltarak kendilerini tapınmaya verdikleri zahmetli
dönem. 2. Sıkıntı, güçlük. 3. İplik kangalı. 4. Besili.
Çilem:
1. Ahenkli sesiyle bülbül gibi şakıyanım. 2. Sıkıntım, eziyetim.
Çilen:
1. İnce ince yağan yağmur. 2. Bir dağ yemişi. 3. Sığ yer.
Çilenti:
İnce yağan yağmur, serpinti.
Çiler:
Güzel ötüşlü, şakıyan bülbül.
Çilli:
Yüzünde çil olan.
Çimen:
Yeşillik, kendi kendine biten ot.
Çise:
İnce yağmur, çisenti.
Çisen:
Çiseleyen yağmur.
Çisenti:
İnce ince, toz gibi yağan yağmur.
Çisil:
Hafif hafif yağan yağmur.
Çitlembik:
Mercimek büyüklüğünde, fıstık tadında meyve veren, kayına benzer bir
ağaç.
Çolpan:
Güneş battıktan sonra doğan, parlak ışıklı bir yıldız, Çoban
yıldızı,
Zühre, Venüs.
Çözgün:
1. Dağılmış, çözülmüş. 2. Gevremiş, yumuşamış, erimeye başlamış. |