|
Fadile:
1. Erdemli, fazilet sahibi. 2. Saygın kişi.
Fadime:
Fatma adının halk ağzında bozulmuş biçimlerinden biri.
Fahamet:
1. Ululuk. 2. İtibar, kıymet.
Fahime:
1. Akıllı, anlayışlı. 2. Ulu, büyük.
Fahire:
1. Övünülecek, iftihar edilecek. 2. Kıymetli. 3. Parlak, güzel,
mükemmel.
Fahriye / Fahriyye:
1. Onurlu, şerefli. 2. Şeref kazanmak amacıyla, herhangi bir
karşılık beklememeksizin yapılan iş. 3. Divan
yazınında ozanların kendi özelliklerinden övünerek söz ettikleri
koşuk ya da kasidelerde, mesnevilerde ozanın kendini övdüğü bölüm.
Fahrunnisa:
Çok övünen, şanlı, şerefli kadın.
Faika:
Üstün, seçkin.
Faiza:
1. Muradına ulaşan. 2. Bolluk, çokluk.
Fakihe:
Bir şeyi bilen yada anlayan.
Farise:
1. Ferasetli, anlayışlı. 2. Atlı, süvari.
Fatine:
1. Zeki. 2. Zihni açık, kavrayışlı.
Fatma:
1. Çocuğunu sütten kesen kadın. 2. Hz. Muhammed’in ilk hanımı Hz.
Hatice'den doğan kızının adı.
Fatmagül:
1. Yeni çocuk sahibi olmuş güzel kadın.
2. Güle benzeyen.
Fatoş:
"Fatma" adının sevgi ve yakınlık ifade eden söyleniş tarzı.
Fazıla:
Erdemli, üstün.
Fazilet:
1. Kişiyi ahlaklı ve iyi davranmaya yönelten manevi kuvvet. 2.
İyilik, ahlâk.
Fecir:
Şafak.
Fecriye:
Tanyerinin ağarması.
Feda:
Bir amaç yolunda bir değer ya da varlıktan vazgeçme.
Fehamet:
İtibar, kıymet, değer.
Fehime:
Anlayışlı anlamındaki fehim sözcüğünden.
Fehmiye:
Zeki, anlayışlı.
Felin:
Mantar.
Fer:
1. Parlaklık, aydınlık. 2. Canlılık, güç.
Ferah:
1. Gönül açıklığı. Sevinç. 2. Açık, havadar.
Yeterince bol, geniş.
Ferahet:
Şan, şeref.
Ferahfeza:
1. Ferahlığı artıran. 2. Türk müziğinde bir makam. 3. Bir lâle türü.
Ferahnaz:
Nazlı.
Ferahnur:
Ferahlık saçan.
Ferahsal:
İnsanın yüreğini, gönlünü ferahlatan.
Ferahsu:
Su gibi ferahlatan.
Ferahşan:
Gönlü şenlendirmesiyle tanınan. Sevinç veren.
Ferahtan:
Tan vakti gibi insanı ferahlatan.
Ferahyar:
Gönlü şenlendiren sevgili.
Ferahyüz:
Görünümüyle insanı rahatlatan.
Feramuş:
Unutma, hatırdan çıkarma.
Feraset:
Anlayışlılık, seziş. Zihin uyanıklığı.
Feray / Feraye:
Ay ışığı, ayın parlaklığı, ışıltı saçması.
Fercan:
İnsanın ruhuna aydınlık veren içtenliğe sahip olan.
Ferda:
1. Yarın. 2. Ahiret, öbür dünya.
Ferdacan:
1. İçtenliğini ileride de kaybetmeyecek olan. 2. Dürüst kişi.
Ferdagül:
Her zaman gül güzelliğinde olacak olan.
Ferdağ:
Dağ gibi sağlam ve kudretli.
Aydınlık dağ.
Ferdane:
Yalnız.
Ferdanur:
Durmaksızın ışık saçan.
Ferdiyye:
Kişiye has kişisel.
Fergül:
Parlak gül.
Fergün:
Işıklı ve güzel gün.
Ferhan:
Sevinçli, neşeli.
Ferheng:
1. Bilgi, ustalık. 2. Sözlük.
Ferhunde:
Mübarek, kutlu, uğurlu.
Uğurlu kadın.
Feri:
1. Aydınlık, ışık. 2. Ayrıntılarla ilgili. 3. İkinci
derecede.
Ferican:
Can aydınlığı. Yüreğin ışığı.
Feride:
1. Eşi, benzeri olmayan, biricik, tek. 2. Çok değerli inci. 3. Kendi
fikrince hareket eden.
Feriha:
Sevinçli, ferah.
Feris:
Şık, zarif.
Ferisoy:
Işık saçan bir soydan gelen.
Ferisu:
Temizliği ve berraklığıyla ışık saçan.
Ferişen:
Neşe saçan.
Fersan:
Aydınlık, zindelik.
Ferzan:
1. Bilim. 2. Hikmet.
Ferzane:
Bilgin, seçkin.
Ferzin:
Ece.
Fesahat:
Açıklık, duruluk.
Fesleğen:
Güzel kokulu bir süs bitkisi, reyhan.
Fetanet:
Zihin açıklığı, kolay kavrayış.
Fethiyye:
1. Bir yeri fetheden. 2. Yeni bir çağ açan.
Fevziye:
1. Galip gelen, üstün.
Kurtuluş ve zafere ilişkin anlamındaki fevzi sözcüğünden.
2. Tanrının bereketi ile ilgili.
Feyman:
İyi ahlaka yönelme. Ahlâki olgunluk.
Feyza:
1. Suyun taşarak akması. 2. Bolluk, verimlilik, bereket.
Feyzan:
1. Çok bereketli, çok verimli. 2. Çok taşan.
Feyziye:
Bereketle ilgili anlamındaki feyzi sözcüğünden.
Feza:
Uzay. Evrenin genişliği.
Fidan:
1. Ağaç ve ağaççıkların yeni yetişeni. 2. Mecazi anlamda kullanılan
"fidan gibi" ince, uzun, narin.
Fidancan:
İçtenliğinden hiçbir şey kaybetmemiş olan.
Fidancık:
Sevimli, daha çok minik anlamında.
Fidangül:
Yeni yetişen gül.
Güzel ve hoş kokulu.
Fidannur:
Gençliği, tazeliği ve körpeliğiyle gelecek vaat eden.
Fide:
Dikilmek üzere hazırlanmış sebze ya da çiçek.
Figan:
Acıyla inleme, bağırma.
Figen:
Çiçek demeti, gölge yapan, gölge düşüren. 2.
Yaralayan. 3. Düşüren, kıran.
Fikret:
1. Fikir, düşünce. 2. Amaç, niyet.
Fikriye:
Düşünceler, fikir işleri.
Filiz:
1. Bitkinin ya da tohumun yeni çıkan ucu. 2. Ocaktan çıkarılan
işlenmemiş maden birleşiği. 3. İnce, taze, güzel vücutlu.
Firazende:
Yükselten.
Firdevs:
Cennet bahçesi, cennet.
Firkat:
Ayrılış, ayrılık.
Fîruz:
Mesut, mutlu, iyi talihli.
Firuze:
1. Mesut, mutlu. 2. Açık yeşille gök mavisi renkleri arasında
kıymetli taş.
Fitnat:
Zihin açıklığı.
Ful:
Büyük beyaz çiçekli bir tür ağaç.
Fulya:
Nergisgillerden sarı renkli, hoş kokulu bir çiçek.
Funda:
Süpürgeotu.
Birçok çeşidi olan çalı.
Furkan:
İyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayıran her şey.
Fügen:
1. Yaralayan. 2. Düşüren, kıran. 3. Çiçek demeti.
Füruzan:
Parlak, parlayan, ışıltılı, parlayıcı.
Füruzende:
Aydınlatan.
Füsun:
1. Büyü, sihir. 2. Şaşırtacak kadar güzel.
Füsunkâr:
Büyüleyici, çekici. |