|
Ödül:
1. Bir başarı ya da iyilik karşılığında verilen armağan. 2. Yarışma
sonucu kazanılan hediye.
Öge:
1. Çok akıllı. 2. İleri gelen, büyük. 2. Ün, şöhret. 3. Yaşlı.
Öget:
İyi, uygun, güzel.
Öğet:
Değer gören, beğenilen.
Öğün:
1. Kendini yücelt, gurur duy. 2. Zaman. 3. Kez, defa. 4. Önde gelen.
Öğünç:
Övünülecek şey, kıvanç.
Öğüt:
Bir kimseye doğru, uygun bir yol göstermek, özellikle kötü
davranışlardan sakındırmak için şu ya da bu şeyi yapması ya da
yapmaması konusunda söylenen söz.
Öke:
Olağanüstü işler başaracak yetenekte kişi, çok yetenekli.
Ökmen:
Bilgin, dahi.
Ölmez:
Ölümsüz, sonsuza değin yaşar, kalıcı.
Ömür:
1. Yaşama süresi. 2. Hayat.
Önal:
Lider ol, ileri git.
Önay:
Hilâl, ayın ilk günlerindeki hali.
Öncel:
Önce gelen, selef.
Öncü:
Örnek olup yol açan kimse.
Önder:
Önde giden, önayak olan, lider, şef.
Öner:
1. Önde gelen. 2. Yön, sıra.
Öney:
İleri giden, öne giden.
Öngel:
Ağırbaşlı, oturaklı.
Öngü:
1. İnat, direnme. 2. Önceki.
Öngül:
1. Direnen, inatçı. 2. Kılavuz. 3. Öncü, teşvik eden.
4. İlk gül, önde gelen gül.
Öngüt:
Sessizce davranış.
Öniz:
İlk görünen iz.
Ören:
1. Eski yapı, kent kalıntısı. 2. Yerleşim merkezi.
Örengül:
Yaban nesteren beyaz gül.
Örfiye:
Törelerle, adetlerle ilgili.
Örge:
1. Süs, motif.
2. Yüksek yar, doruk, şâhika.
Örgen:
Keçi kılından yapılmış kalın ip, urgan.
Örün:
1. Bulutsuz gök. 2. Çadırın tepesinde aydınlık almak için bırakılan
açıklık.
Ötke:
Çok neşeli.
Övgü:
Bir şeyi ya da bir kimseyi övmek için söylenen söz ya da yazılan
yazı.
Övgül:
Övgüye değer, övülesi.
Övgüm:
Övündüğüm.
Övgün:
Övülen kimse.
Övgünç:
Övünülecek şey, kıvanç.
Övül:
Övgü kazan.
Övün:
Başarılarınla, niteliklerinle yücel.
Övünç:
Övünme, kıvanç.
Öykü:
1. Geniş bir biçimde anlatılan olay. 2. Gerçek ya da tasarlanmış
olayları ilgiyi çekecek bir biçimde anlatan, genellikle beş on
sayfadan oluşan düzyazı türü.
Öymen:
Evine bağlı, evcil olan.
Özal:
Özden gelen arzu, tepki. Özle ilgili olan.
Özan:
En değerli zaman parçası.
Özant:
İçten ant, samimi yemin.
Özay:
Özü ay gibi temiz, parlak.
Özaytan:
Özden Ay gibi doğan tan.
Özbal:
Hiçbir katkısı olmayan bal, gerçek bal, bal özü.
Balın özü, en iyisi.
Özbaşak:
Başak gibi güzel olan.
Özcan:
1. Samimi, içten.
2. Bir kimsenin kendi öz canı olan.
Özcanan:
Değer verilen sevgili.
Özdal:
Dal gibi kimse.
Özde:
Kişinin kendi içinde, özünde, canda olan.
Özdel:
Hediye.
Özden:
1. Öz varlıkla, özle, gerçekle ilgili. 2. İçten. 3. Özgür.
Özder:
Kısa, öz söyler.
Özderen:
Öz derleyen.
Özdeş:
Birbirine benzeyen, eşit nitelikli, özce eş.
Özel:
1. Yalnız bir tek şeye, bir ereğe ya da kimseye ayrılmış olan. 2.
Her vakit görülenden ayrı, alışılmıştan, olağandan ayrı.
Özen:
1. Bir işin iyi olması için gösterilen çaba. 2. Tam orta, en
içeride. 3. İlk söz.
Özenay:
Çok güzel, ay gibi güzel.
Özenç:
1. İstek. 2. İmrenme, gıpta etme.
Özengül:
Özen gösterilerek yetiştirilmiş gül.
Özenir:
Özen gösteren, imrenen.
Özey:
İleri görüşlü.
Özge:
1. Başka, yabancı. 2. İyi, güzel. 3. Cana yakın, şakacı. 4. Yürekli,
gözü pek.
Özgen:
1. Özü geniş, rahat. 2. Serbest, hür.
Özger:
Özü olan.
Özgönül:
Özden ve gönülden.
Özgü:
1. Birine, bir şeye ait olan. 2. Kutsal.
Özgül:
1. Bir türe ait olan. 2. Özü gül gibi olan.
Özgülay:
1. Özelliği, özgülüğü olan Ay. 2. Özü, kendisi güle benzeyen Ay.
Özgün:
1. Kendine özgü bir niteliği olan, kopya olmayan. 2. İlk kez
yapılmış olan. 3. Bir buluş sonucu yaratılan, benzerlerinden değişik
ve üstün olan. 4. Örnek alınmaya değer olan. 5. Yazıldığı dilde
olan, çeviri olmayan.
Özgünay:
Benzeri olmayan Ay, çok güzel Ay.
Özgünel:
Becerileri üstün, yetenekli.
Özgüneş:
Sıcak kanlı olan.
Özgür:
1. Herhangi bir biçimde bir kısıtlamaya, bir koşula, bir zorlamaya
bağlı olmayan.2. Başkasının kölesi olmayan. 3. Tutuklu olmayan. 4.
Çevresinin baskılarına, görgü kurallarına boyun eğmeyen, bildiği
gibi davranan.
Özil:
1. Özü yabancı. 2. Kendi ilimiz.
Özipek:
Katkısız, saf ipek.
Özke:
Dayanıklı, temiz kalpli.
Özkut:
Özünde kutsallığı barındıran.
Özlem:
1. Yeniden görüşme, kavuşma arzusu. Hasret. 2. Bir şeye karşı
duyulan istek.
Özlen:
1. Kendini özlet, özlenilecek biri ol. 2. Kaynak. 3. Küçük dere. 4.
Ağaç kökü.
Özlenen:
Hasret çekilen kimse ya da şey.
Özlü:
Özü olan, içi boş olmayan.
Öznil:
Gerçek Nil.
Öznur:
Işığı özlü olan, saf ışık.
Özperi:
Gerçek peri, gerçek güzel, özü peri gibi.
Özpetek:
1. Gerçek petek.
2. Özünde çalışkan olan.
Özpınar:
Pınarın öz kaynağı.
Özsan:
Ünü gerçek olan, gerçekten ünlü olan.
Özsel:
Özle ilgili.
Özselen:
1. Öz ses. 2. Öz bilgi. 3. Gerçek sel yatağı. 4. Gerçek bolluk.
Özsev:
1. Kendini sevme. 2. Gerçekten sev, candan sev.
Özsevgi:
Asıl sevgi, candan sevgi.
Özsevi:
1. Gerçek sevi, gerçek âşk. 2. Kendi kişiliğini alçaltmadan insanı
alıkoyan duygu, kişinin kendi özüne, kişiliğine olan saygısı.
Özsu:
Besleyici su, besisuyu, bitkilerin dokularında bulunan su.
Özşah:
Güçlü kişilik.
Özşen:
Özü neşeli olan.
Özten:
Gerçek cilt, tenin özü.
Öztün:
Canlılığı veren öz.
Özüm:
1. Kardeş gibi sevilen. 2. Kendim gibi sevdiğim.
Özün:
1. Bir şeyin özünde var olan.
2. Şiir gibi güzel olan, şiir.3.
Hak edilmiş ün.
Özveri:
Bir ülkü, bir erek uğruna ya da gerçekleştirilmesi istenen herhangi
bir şey için kendi yararlarından vazgeçme erdemi. |